22 Nisan 2016 Cuma

Değiştirmeye gücüm yetmezdi,
Ben o yüzden kaçtım.
İstanbul beni yerdi.

14 Eylül 2015 Pazartesi

İçimde verdiğim savaşı kazanıyormuşum gibi geliyor.
Kendimle kavgalarımda diğer tarafın sakinleştiğini hissediyorum.
Hormon dalgalanmaları yaşadığım şu dönemde hem de.
Kendimi gerçekten garip hissediyorum.

Okulu kazandığımdan beri kendimle kavga ediyordum.
Kendimle geçinemiyordum.
Kendime kızdığım taraf uzaklaştı sanki benden.
Hayatımdaki fiziksel fazlalıkları kendimden uzaklaştırdıkça zihnimdeki fazlalıklar da uzaklaşmaya başladı.

Şuanda ne istediğimi biliyorum. Hedeflerim belli. Bu hedeflerin sıralamaları belli. İleride fikrim değişecek biliyorum ama şuan bu istekler ve hedeflerle mutluyum ve neler yapmam gerektiğini de biliyorum. Ufuk uzun zamandan beri ilk defa açık ve net görünüyor.

O kuyu uzaklarda şimdi. Bu süreçte tamamen kapanır mı yoksa beni yine içine çeker mi bilmem. Olmaması için mutluluğumun peşini bırakmamam gerekiyor.

Mutluluk renklerde, yağmurda, kitaplarda, kalemlerde, uykuda, defterlerde, toprakta, solucanlarda, nefeslerimde, yetiştirdiğim şeylerde, muz kabuklarında, kokularda, yemekte, gök gürültüsünde, rüzgarda, bambaşka hikayelerdeki kısa cümlelerde bulduğum kendimde, saçlarımda, kişisel keşiflerimde, kendi bakış açımda, örgülerde, kurduğum romansı hayallerde, sessizlikte, baykuşun eşliğinde, karganın sesinde, bulutun griliğinde, polenin hafifliğinde,...

O günden bugüne ne kadarından vazgeçmişim farkettin mi dünya'm. Kah onların cahilce telkinleriyle kah benim kendi güçsüzlüğümle hangilerine tutunamamışım sayabildin mi?

Onlara yeniden kavuşuyorum. Israrımı arttırtıkça, eski mutluluklarımdan yeni kapılar açıyorum kendime. Bunu yeniden engellemelerine izin vermeyeceğim

29 Mayıs 2015 Cuma

İyi dinle dünya'm...
Dinle, çünkü sana düşmüş yazılardan hiçbir farkı yok...


Salınıp salınıp geliriz, usulca buluruz yerimizi
Bilenip bilenip eririz yine de biliriz kendimizi
Kırılıp dağılır eririz yine de buluruz kendimizi

13 Ekim 2014 Pazartesi

Dikkat edeceksin!

Ne dilediğine dikkat edeceksin.
Seni sen yapan şeylerden öyle kolay kolay vazgeçmeyeceksin. 
Hele ki olmadığın birine dönüşmeyi hiç istemeyeceksin.
Aksi halde karanlık bir boşluğun altında eziliverirsin.
Kolay kolay da iyileşemezsin.

En son yazımı 2011 de yazmışım. Yıl olmuş 2014. İşte bu yüzden yazıyordum ben: Yazdıklarım bana ders olsun diye. Düşünmekten bıkmışım güya, babababa... Kendimin kendine ne yaptığından haberi bile yokmuş kaç senedir. O kadar kızgın ve kırgınım ki kendime. 

Kendi boşluğumda eziliyorum ben şuan. Üzerimdeki bu ağırlığı atmaya, kendimi bana çağırmaya çabalıyorum senelerdir. Beni ben olmaya ikna eden düşüncelerimi atmışım sokağa, bekliyorum ki her şey iyi olacak. Hani? Ben yokmuşum ki orada. Bu kafa kimin, neyin kafası acaba? 

Bir zamanlar nefretle eş değer olan odamın duvarları geliyor aklıma. Düşüncelerimin en yoğun olduğu, yazdıklarımın en derinden geldiği zamanlar. Boş bir levhaya dönüşmüşüm ben. yeniden karalama yapıyorum üzerine. Ama sanki yaşadıklarım başkalarınınmış gibi. 

Sen bunu yapma dünya'm. Bu kadar ileri gitme sen. Bu öyle bir bataklık ki... Düşüncelerin yoksa ruhun saksıyı bekleyen kuru bitki gibidir. Kendi can suyunu kendin ver, bırak onları gitsinler. Kimsenin kimseyi hapsetme hakkı yok.

Benliğine izin ver!

4 Eylül 2011 Pazar

Düşünüyorum, öyleyse deliyim..

Bu yazıyı ne zaman yazdığımı bilmiyorum. Diğer bloga ekleyip eklemediğimi de bilmiyorum. Ama delirdiğimi zannettiğim zamanlardan kalma duygumu, düşüncemi anlatan sıradan bir yazı; taslaklarda kalmış. Yayınlamazsam olmaz.. Yazdığım hiçbir yazıyı kaçırmak istemiyorm. Bazen yazdığım anki duygularımı hatırlamıyorum, işte o zaman bu yazılar bana çok büyük yardımcı oluyorlar. Eski hallerimle yeni hallerimi karşılaştırıp sağlamasını yapıyorum. Önceden nasıldım, peki şimdi nasılım? Bu karşılaştırmalar çok yardımcı oluyor bana. Ne yapmalıyım ve ne yapmamalıyım sorularının çözümünü büyük ölçüde ortaya çıkartıyor. Bu da kendi tecrübelerimden faydalanmam anlamına geliyor.


Düşünüyorum.. Bazen düşünceler öyle bir hal alıyor ki düşünmekten iş yapamaz hale geliyorum. Düşünmeler, düşünmeler.. Neler mi düşünüyorum? Aklımın ermediği yerlerde neler var ya da görmediğim duymadığım bilmediğim kimseler nasıl yaşıyor düşünmelerden ayrı gayrı. Bazen eşref saatime geliyor bunalıyorum düşünmekten. Düşündükçe acıyor içim. Dayanamıyorum bu acıya. Düşünmemek için neler yapıyorum ama olmuyor aklımla başbaşa kaldığım zaman hep düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum. Düşünmek istemiyorum Dünya, meşgul et beni. Kurcala aklımı. Kırılan saçlarımı umursayayım. Ojesiz yamuk yumuk tırnaklarım gözüme batsın. Düşünmeyeyim. Lütfen dünya meşgul et beni.

17 Haziran 2011 Cuma

Kendini koyduğun yerin farkında olabilseydin eğer
Nerelerde dolaştığının ve ne hissettiğinin farkında olabilseydin
İşte o zaman yüce bir insan olurdun

Acıma duygunu bu kadar köreltmeyip
Merhameti, kendine iyi başkasına kötü görmeseydin
İşte o zaman yüce bir insan olurdun

Bak şimdi yapayalnızsın,
Elin avucun doldu ama
Gönlün fakirmiş ne yapalım

Boyun bükmeyle insan olunmaz, bunu bil,
Her şey karşılıklıdır, bunu da bil!

14 Haziran 2011 Salı

Araf

Çok muydu? Yoksa yok muydu?
İçerilerde miydi?
Yoksa hala boşlukta mı?

İçerisi çok dolu, dışarısı hınca hınç boş
Acı da var korku da..
Ama dışarısı hınca hınç boş

Seçemiyorum hangisi iyi
Acılarla ve korkularla yüzleşmek mi?
Kalabalık boşluğun içinde yüzmek mi?

Bir elim varda
Bir elim yokda
Yoksa Araf'a mı girmeli?